İnfaz Hukuku Ünite-1

İnfaz Hukuku Ünite-1

İNFAZ VE İNFAZ HUKUKU KAVRAMLARI
İnfazın sözlük anlamı, yerine getirmedir.
İnfaz: Şüpheli yada sanığın tutuklanmasına karar verilmesi halinde tutukevine, hapis mahkumiyeti kesinleşmişse cezaevine konulması, para cezasına hükmedilmişse bu cezasın ödetilmesidir.
İnfaz Hukuku: Ceza ve güvenlik tedbirlerine ilişkin kesinleşmiş kararların yerine getirilmesine ilişkin esasları gösteren bağımsız bir hukuk dalıdır.
Ceza hukuku, dar ve geniş anlamda ceza hukuku şeklinde ikiye ayrılarak incelenir. Dar anlamda ceza hukukundan suç genel teorisi, yaptırım teorisi ile suç tipleri ve onlara özgü cezalar anlaşılırken; geniş anlamda ceza hukuku, dar anlamda ceza hukuku ile birlikte ceza mahkemesi hukuku ve infaz hukukunu da içine alan bir anlama sahiptir.
İnfaz hukuku 19.yy. sonlarından itibaren bağımsız bir hukuk dalı olarak gelişmeye başlamış ve ceza hukukundan ayrılmıştır.

İNFAZIN TARİHSEL GELİŞİMİ
İlk çağlarda cezayı veren kurum ile infazı üstlenen kurum aynıydı. İnfazda ıslah amacından çok, ödetme ön plandaydı. Suçlunun durumu dikkate alınmaksızın uygulanan cezaların, suçlunun yok edilmesi veya mağdurun zararının giderilmesi dışında başka bir amacı bulunmamaktaydı. Suçun işlenmesinde toplumunda kusuru olabileceği düşünülmemişti.
Ortaçağda cezanın infazının azap çektirmeye ve bunun da törensel bir niteliğe dönüştüğü görülmektedir.
18.yy. sonlarından itibaren cezanın bedene yönelik olarak ızdırap çektirme niteliği hapis, zorla çalıştırma, kürek, ikamet yasağı ve sürgüne dönüşmüştür.
Ölüm cezasının infazında anlık ölüm sağlanması ve bedene dokunmadan yerine getirilmesi amacıyla 1792 yılından itibaren giyotin uygulanmaya başlanmıştır. Ancak bedene yönelik cezaların ve bu arada ızdırap çektiren cezaların kalkması 1850’lerden sonralarını bulmuştur.
Hapishanelerin bilinen en eski modeli 1596’da Amsterdam’da açılan Rasphuis’tir.
Batı’da Hapishanelerin Doğuşu Ve Gelişimi
16.yy.’ın ikinci yarısında bedene ve yaşama yönelik cezaların yerine, hükümlünün iyileştirilmesi ve bunun gibi topluma yeniden kazandırılması etrafındaki çabalar haline geldi.
Bu çerçevede cezaevlerinin gelişiminde üç dönemden söz edilir:
-Ödetme yanında hükümlünün iyileştirme ve yeniden topluma kavuşturulmasının benimsendiği Hollanda Amsterdam hapishanelerinin ortaya çıktığı 16.yy.’ın sonlarından Fransız ihtilaline kadar süren dönem.
-Fransız ihtilalinden 1.Dünya savaşına kadar olan dönem.
-Ceza infaz kurumlarının açılması ve 20.yy.’ın ikinci yarısında hükümlülere muamelede asgari esasların hukuken gerçekleştirildiği dönem.
Amsterdam Cezaevlerinin Doğuşu
1588 yılında Amsterdam ceza mahkemesinin genç bir hırsızı her zaman olduğu gibi idam cezasına değil, devlet tarafından eğitilip iyileştirilmesine karar vermesine dayanmaktadır. Şehir meclisi 1595 yılında Klarissen Manastırı’nın bir kısmının çalışma ve iyileştirme kurumu olarak düzenlenmesine karar verilmiştir.
Erkekler için oluşturulan Amsterdam hapishanesinde disiplinsiz kişilerden oluşan 150 kişi küçük koğuşlarda yaşamaktaydı. Bunlar gündüzleri tahta ve iplik işleri ile din dersleri almaktaydı. Disiplin aracı olarak ağır çalışma ve din eğitimi ile bu kişiler iyileştirmeye ve sosyal yaşama alıştırılmaya çalışılmakta; böylece yeniden topluma yararlı bireyler haline getirilmek istenmekteydi.
Söz konusu hapishaneyi 1597 yılında kadınlar için olan “Spinnhuis” izlemiştir.
Aydınlanma Çağından 20.Yüzyıla Kadarki Dönem
17.yy.’ın ikinci yarısından itibaren ekonomik sorunların artması cezaevlerini de etkilemiş, gerekli reformların yapılamamasına, cezaevlerine hükümlüler yanında fakir, evsiz ve akli dengesi yerinde olmayan kişilerinde kapatılmasının eklenmesi asıl amaçtan uzaklaşmasına neden olmuştur.
Bu dönemde cezaevlerinde alkole izin veriliyor olması, yetersiz beslenme ve barınma koşulları cezaevlerini ikinci bir ceza haline getiriyordu. 19.yy. sonlarında cezaevlerinin en büyük sorununu, kapasiteleri üzerinde dolması oluşturmaktaydı.
Nihayet 1789 Fransız ihtilali cezaevlerini de etkilemiş ve insanca infaz konusunda genel ilkelerin benimsenmesine öncülük etmiştir.
İngiliz John Howard 1777’de yazdığı “İngiltere ve İskoçyada Hükümlülerin Durumu” adlı eseriyle bir reform planı sundu. Bu planın ana hatlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
-Birbirlerinden etkilenmenin önlenmesi amacıyla hükümlüler cezaevlerinde gece ve gündüz kesin olarak ayrılmalı, izole edilmelidir.
-Karşılığında belli bir ücretin ödendiği zorunlu çalışma getirilmelidir.
-İnfazdan sonraki zaman için ücretin bir kısmının kesilmesi yükümlülüğü getirilmelidir.
-Kurumlar hijyenik koşullara uygun hale getirilmelidir.
-Gelişime ve geliştirilmeye açık bir sistem inşa edilmelidir. Buna göre bireyler uyumlu davranmak suretiyle ceza sürelerinin kısaltılabilmesini talep edebilmelidirler.
Bu planın ana hatlarını şu şekilde sıralamak mümkündür:
-Birbirlerinden etkilenmenin önlenmesi amacıyla hükümlüler cezaevlerinde gece ve gündüz kesin olarak ayrılmalı, izole edilmelidir.
-Karşılığında belli bir ücretin ödendiği zorunlu çalışma getirilmelidir.
-İnfazdan sonraki zaman için ücretin bir kısmının kesilmesi yükümlülüğü getirilmelidir.
-Kurumlar hijyenik koşullara uygun hale getirilmelidir.
-Gelişime ve geliştirilmeye açık bir sistem inşa edilmelidir. Buna göre bireyler uyumlu davranmak suretiyle ceza sürelerinin kısaltılabilmesini talep edebilmelidirler.
Yirminci Yüzyıl
Eğitim düşüncesinin öne çıktığı ilk Alman gençlik cezaevi 1912’de Wittlich’te kurulmuştur.
Cezanın özel önleme amacı yönündeki düşünce bu yy.da ceza infazında eğitim ve toplumsal yaşama yeniden kazandırma çabalarını öne çıkarmıştır.
1955’te Cenevre’de düzenlenen Suçların Önlenmesi Ve Hükümlülere Muamele konulu kongrede alınan, “Hükümlülere Muamelede Asgari Esaslar” ve “İnfaz Kurumu Açma” tavsiye kararları ile BM’ce 1957’de kabul edilen “Hükümlülere Muamelede Uygulanacak Asgari Esasların kabulü büyük rol oynamıştır. Nihayet 1973’te Avrupa Konseyi tarafından kabul edilen “Hükümlülere Muamelede Asgari Esaslar” ile Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından 1987’de kabul edilen “Avrupa Ceza İnfaz Esası”ndan da söz edilmelidir.
Türk Hukukunda Hapishanelerin Doğuşu Ve Gelişimi
İslam hukukunda bedene yönelik cezaların esas olduğu ve hapis cezalarına hemen hiç yer verilmediği görülmektedir.
Osmanlı Hukukunda İslam hukuku esas olduğundan, özgürlüğü bağlayıcı cezanın infaz edildiği yer anlamında cezaevlerinden söz etmek olası değildir. Bununla birlikte Osmanlı hukukunda taziren cezalandırılan suçlara karşılık olarak hapis cezasına da hükmedildiği söylenmelidir. Dolayısıyla tazir ve kanunnameler hapis cezasının başlıca kaynakları olarak nitelenmekteydi.
Osmanlıda hapishane olarak genelde kale burçları kullanılmış olup, bu yerler karanlık, havasız ve nemli olduğundan bu yerlere bu anlamı ifade eden zindan ismi verilmiştir.
Tanzimatın kabulüyle yürürlüğe giren 1840, 1851 ve 1858 tarihli ceza kanunları ile birlikte Osmanlı Devletinde de özgürlüğü bağlayıcı cezaların kabul edildiği söylenmelidir. Yine bu kanunlarla birlikte hapishanedeki ağır hasta olan hükümlülerin iyileşinceye kadar kefaletle salıverilmesi, yoksul olanların beslenme ve giyim giderlerinin devletçe karşılanması ilkeleri benimsenmiştir.
Osmanlıda ceza mahkumiyetlerine ilişkin kararları şehirlerin güvenlik işlerine bakan görevlilerin başı olan subaşı veya aynı zamanda ilgililerin mahkemede bulunmalarını sağlayan görevli olan muhzır infaz ederdi.
Osmanlı Devleti’ndeki ilk cezaevlerine örnek olarak Manavgat (1852), Şırnak (1886), Kınık (1907), Manyas (1910) cezaevleri verilebilir.
Cumhuriyet Dönemi’nde 1926 tarihinde 765 sayılı TCK’nın yürürlüğe girmesi ile birlikte cezaevleri ve infaz sistemi yeniden ele alınmıştır. Öncelikle cezaevlerinin yönetimi içişleri bakanlığından alınarak adalet bakanlığına bağlanmış, bakanlık çabasını hükümlülerin çalıştırılması ve uslandırılması amacına yönelmiştir. Belli şartlara sahip hükümlülerin geceleri hapishanede geçirmek şartıyla kamu yararına uygun işlerde çalıştırılabileceği esası kabul edilmiştir.

İNFAZIN AMACI
5275 sayılı CGTİHK ceza ve güvenlik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenilen amaçları;
-Öncelikle genel ve özel önlemeyi sağlamak,
-Bu maksatla hükümlünün yeniden suç işlemesini engelleyici etkenleri güçlendirmek,
-Toplumu suça karşı korumak,
-Hükümlünün yeniden sosyalleşmesini teşvik etmek,
-Üretken ve kanunlara, nizamlara ve toplumsal kurallara saygılı, sorumluluk taşıyan bir yaşam biçimine uyumunu kolaylaştırmak, olarak ifade etmektedir.
Görüldüğü üzere kanunun ceza ve güvelik tedbirlerinin infazı ile ulaşılmak istenen amaçlarını iki başlık altında toplamak mümkündür.
-Önleme amacı.
-Yeniden topluma kazandırma amacı.
Önleme Amacı
Önleme amacı bakımından cezalandırma geleceğe dönüktür. Zira suç zaten işlenmiştir. Asıl olan onu uslandırarak yeniden suç işlemesine engel olmaktır. Ceza toplumu oluşturan bireyler üzerindeki etkisiyle toplumu (genel önleme), suçlu üzerindeki önleme etkisiyle de suçluyu (özel önleme) suç işlemekten alıkoyacaktır.
Genel önlemenin amacı, ceza tehdidi ve cezanın infazı yoluyla yasadaki yasakları öğretmek ve onların çiğnenmesini engellemektir.
Özel önlemenin amacı, suç işlemiş failin başka suçlar işlemesini engellemektir.
Cezanın kişiler üzerindeki etkisi iki şekilde gerçekleşir:
-Cezanın kanunda bulunması ve gerektiğinde uygulanması, böylece toplumun hukuk düzenine güveninin muhafazası ve arttırılması (pozitif genel önleme)
-Cezanın infaz edilerek ileride suç işleyecekler için korkutucu bir etki yapması (negatif genel önleme)
Yeniden Topluma Kazandırma Amacı
Hükümlünün gelecekte sosyal sorumluluk içinde suç işlemeden yaşam sürdürebilmesi için infaz kurumunda gösterilen çabaların amacıdır. İnfazın yeniden topluma kazandırma amacının anayasal esasını iki ilkenin oluşturduğu söylenebilir:
-İnsan haysiyetinin dokunulmazlığı ilkesi.
-Sosyal devlet ilkesi.
İyileştirme Suretiyle Topluma Kazandırma
İyileştirme hem özel tedavi edici tedbirleri hem de hükümlüleri eğitim-öğretim yoluyla, kişisel ve ekonomik sorunların çözümünde danışma ve infaz kurumunun sosyal ve ekonomik yaşama ilişkin müşterek ödevlerine katılımı içine alan genel usuldeki tedbirleri kapsamakta ve suç işleme eğiliminin kaldırılmasına hizmet etmektedir.
İyileştirmeyi şu ana başlıklar altında toplayabiliriz:
-Bireyselleştirme (iyileştirme programlarının belirlenmesi)
-Eğitim
-Sağlığın korunması ve tıbbi müdahaleler (muayene ve tedavi)
-Dışarıyla ilişkiler (ziyaret)
-Beden eğitimi ve boş zaman etkinlikleri (kütüphane ve kurslardan yararlanma)
-Salıverilme için hazırlama
-İzin

İNFAZ HUKUKU KURALLARININ ZAMAN BAKIMINDAN ZAMAN BAKIMINDAN UYGULANMASI
Zaman bakımından uygulanmaya ilişkin üç ilkenin bulunduğu söylenmelidir:
Hemen Uygulama: Yürürlüğe giren bir yasanın yürürlükte bulunduğu süre içinde gerçekleşen tüm eylem ve olaylar hakkında uygulanmasıdır.
Geriye Yürüme: .Kanunun yürürlüğe girmeden önce işlenmiş fiillere uygulanması demektir.
İleriye Yürüme: Yürürlükten kaldırılan bir yasanın sonraki fiillere de uygulanmasına devam edilmesidir.

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?




  • YORUM
Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim