Medeni Hukuk 2 Ünite 5 | Adaletciler.Net-2017-2018 Hukuk Fakültesi Taban Puanları-Dgs Hukuk Puanları

Medeni Hukuk 2 Ünite 5

Bir kimsenin davranışı haksız fiil şeklinde nitelendirilebiliyorsa, o, bu davranışı nedeniyle zarar
görenin zararını gidermekle yükümlüdür. Haksız fiil nedeniyle zarar gören maddi bir zarara uğramış
olabileceği gibi manevi bir zarara da uğramış olabilir. Bu nedenle hakim haksız fiil sonucunda maddi
tazminat yanında manevi tazminat ödenmesine de hükmedebilir. Haksız fiilden dolayı zarar görene karşı birden çok kişinin sorumlu tutulması mümkündür. Bu durumda müteselsil sorumluluktan söz edilir.
Haklı bir sebep olmaksızın bir kimsenin malvarlığının diğer bir kimsenin malvarlığı aleyhine artması halinde sebepsiz zenginleşme denilir. Borcun konusunu, zenginleşme konusu şeyin iadesi oluşturur. Sebepsiz zenginleşenin iade borcu ile zenginleşme konusu olan mala yapmış olunan masraflara ilişkin talebinin kapsamı onun iyiniyetli veya kötüniyetli olmasına göre değişir.
Borç ilişkisi kural olarak iki taraf sistemine göre şekillenmiştir ve alışılmış olan sözleşme taraflarının
tek kişiden oluşmasıdır. Ancak borç ilişkisinde bundan farklı olarak alacaklı ya da borçlu tarafın birden
fazla kişiden oluştuğu durumlarda da karşılaşılabilir. Bu halde, bölünemez borç, müteselsil borç ve
alacaklılık halleri gibi bir takım özel durumlardan söz edilir
Müteselsilen; Kişinin borcundan paylı olarak degil,tüm mal varlıgından sorumlu olması yani tamamından sorumlu odugu durumdur
İfa;Bor cun ödenmesi yada edimin yapılması,yapma etme yerine getirme anlamında kullanılır
Borcun sona erme halleri;ibra, yenileme, takas, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi, kusursuz ifa imkânsızlığıdır.
KUSURA DAYANMAYAN SORUMLULUK OLGULARI
1) Bugün hukukumuzda MK 369, 730; BK 54, 55, 56, 58; KarayollarıTrafikK 85; ÇevreK 28 gibi,
sorumlunun kusur yerine başkaca ilke ve ölçütlerle belirlenmesine olanak tanıyan hükümler
bulunmaktadır.Bunların düzenlenmesinde kullanılan degerler 1)Hakkaniyet sorumluluğu 2) Özen sorumluluğu ,3) Tehlike sorumluluğu (Karayolları Trafik Kanunu)
İşte kusurun anonimleştiğinden söz edilen bu gibi hallerde, artık kusura dayanan sorumluluk anlayışı doğru, haklı ve hakkaniyetli sonuçlar vermemeye başlamıştı. Bu durumda hukuk düzenlerince kusura dayanmayan sorumluluklar kabul edilmeye başlanmıştır.Örnegin trafik kazaları çogu zaman makine hatası olarak kabul edilir.
İkinci Genel Hüküm: Tehlike Sorumluluğu
“Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur.” Şu duruma göre, yargıç, önüne gelen olayda gerçekleşen türden zararın tazminini amaçlayan bir özel hüküm bulunup bulunmadığına bakacaktır. Yargıç, özel hüküm bulamaz ve zararın “önemli ölçüde tehlike arzeden” bir işletme faaliyetinden kaynaklandığını belirlerse, tehlike sorumluluğuna ilişkin TBK 71’de öngörülen genel hüküm uyarınca sorumluluğa hükmedecektir.
Sorumlular malik veya işletendir. Ancak malik dışında işleten varsa, malik de işletenle müteselsilen
Sorumludur. öngörülen bu genel hükmü uygulayabilmek için şu koşullar gerçekleşmiş olmalıdır:
(1) Bir işletmenin bulunması
(2) İşletmenin faal(iyette) olması,
(3) İşletmenin önemli ölçüde tehlike arzetmesi,
(4) Bir zarar doğmuş olması,
(5) Zarar ile işletmenin faaliyeti arasında tehlike (illiyet) bağı bulunması.
Hakkaniyet Sorumluluğu
Ayırt etme gücünden sürekli yoksun olanların verdikleri zarardan dolayı,kusura dayanmaksızın hakkaniyet gereği sorumlu tutulmaları söz konusudur
Buna karşılık ayırt etme gücünü geçici olarak kaybetmiş kişiler bu durumda verdikleri zararlardan
kusura dayanarak sorumlu tutulurlar. Fakat ayırt etme gücünden geçici olarak yoksun kalan kişi, bu
duruma kendi kusuru ile düşmediğini ispatlarsa kusura dayanan sorumluluğu bulunmaz
Özen Sorumlulukları
*Özen, korkulan bir durumun ortaya çıkmaması için gerekli düzenli durum davranılmasıdır
*Adam çalıştıranın çalıştırdığı adamın verdiği zararlardan sorumluluğunda, adam çalıştıran, çalıştırdığı
adamın kendisine verilen işi görürken yol açtığı zararlardan sorumlu tutulur
*Adam çalıştıran, bu sorumluluktan, adamını seçerken, ona talimat verirken, onun gözetim ve
denetiminde gereken özeni gösterdiğini kanıtlayarak kurtulur
* Öte yandan adam çalıştıranın, illiyet bağını kesen sebeplerin varlığını göstererek de sorumluluktan kurtuluş olanağı bulunmaktadır.
*Zarar görene tazminatı ödeyen adam çalıştıran, zararın meydana gelmesinde kusurlu adamından, ödediği tazminatı isteme (rücu) olanağına sahiptir
*Kanunda, hayvanların içgüdülerinin yönlendirmesiyle gelişen hareketlerinin sonucu olarak doğan
zararlardan dolayı, öğretide yaygın olarak verilen adla hayvan tutucusunun sorumluluğu
düzenlenmektedir
*Hayvan tutucusu, sürekli ya da geçici olarak hayvanın bakımını üstlenmiş olan, hayvanı yönetimi altında tutan kimsedir
*O, hayvanın maliki, kiracısı, rehin alanı ya da hırsız olabilir
*Tutucu, bu zararın doğmasını engellemek için gerekli bütün özeni gösterdiğini ya da nedensellik bağını kesen bir sebep bulunduğunu ispat etmedikçe zararı tazminle yükümlüdür
*Hayvanın bir taşınmaza zarar vermesi, örneğin tarladaki ekini ezmesi ya da yemesi durumunda o
taşınmazın zilyedi, zarara yol açan hayvanı alıkoyma ve zararı giderilinceye kadar alacağına güvence
olarak hapsetme hakkına sahiptir
HAKSIZ FİİLİN HÜKÜM VE SONUÇLARI
Maddî Zarar
Maddî Zararın Belirlenmesi: Bir zararın meydana geldiğinin ispatı gerekir. Zarar gören, zararın varlığını, zarara uğradığını göstermelidir. Fakat,
zararının tutarını göstermesi gerekmez.
Maddi zararın hesaplanması TBK yani borçlar kanununa göre yapılır. Tazminat belirlenmesinde yargıç, iki yıl içerisinde kendiliğinden ya da istem üzerine tazminat miktarını gözden geçirir, gerekirse değiştirilmesi kararı verebilir.
Bedensel bütünlük ihlâli (yaralanma) halinde zararın kapsamına fiilî zararlar ve kazanç (kâr)
yoksunluğu, iş (çalışma) gücünün azalması ya da kaybı ve ekonomik geleceğin sarsılmasından
doğan zararlar girmektedir
Fiilî zararlar, zarar veren olayın etkisiyle fiilen yapılan harcamaları ifade etmektedir. Bunlara tedavi giderleri denilmektedir. Bunlar, örneğin tedavi için ulaşım giderleri ambulans, taksi, uçak,helikopter)sağlık kurumlarına yapılan ödemeler, ilaç giderleri
Kazanç kaybı, aslında çalışma gücünün geçici kaybı olup, zarar görenin, zarar verici olay dolayısıyla kazanç sağlayıcı işini göremediği süre boyunca elde edemediği kazançlarını ifade etmektedir. Bu, yaralanan kişinin, çalışamadığı günlerden dolayı geçici kazanç kaybı olup, o, sadece çalışamadığı günler için bir ödeme yapılmasını isteyebilir.
Ölüm dolayısıyla meydana gelen zararlarda ise, ölüm, olay anında derhal gerçekleşmiş ise,
def’in (gömme) giderleri ve destekten yoksun kalmadan dolayı zararlar istenebilmektedir. Ölüm,
olaydan bir süre sonra gerçekleşmiş ise, bunların yanına tedavi giderleri ve iş gücü kayıpları da
eklenmektedir
Destekten yoksun kalan kavramı için ölenin destek verdiği tüm yakınları bu kavrama dahil
edilebilmektedir. Destek kavramında, ölümü anına değin başkalarına fiilen yardım ve destekte
bulunan ölen için gerçek destekten; ölümü anında değil, ama ileride (gelecekte) başkalarına
yardım ve destekte bulunacağı varsayılan ölen için ise farazî (varsayımsal) destekten söz
edilmektedir.
Maddî Tazminat
1. Maddî tazminat, zarar verenin malvarlığından ifa etmesi gereken bir borcu ifade eder.
2. tazminatın zarar göreni zenginleştirmemesi gereği (zenginleşme yasağı), sorumluluk hukukunda sık sık sözü edilen diğer bir kuraldır.
3. Tazminatla sebebsiz zenginleşe olayının önüne geçilmesi ammaçlanır tazminatın ndirilmesine,
4. hattâ kimi zaman tamamen ortadan kaldırılmasına yol açabilmektedir.
5. Eşyaya ilişkin zararlarda eğer eşya yok olmuşsa, yok olan eşyayı zarar verici olay anındaki haliyle aynen, bu mümkün değilse, yenisiyle aynen ya da eşyanın değerini karşılayan malvarlıksal eksilmeye denk bir tutarda değer itibariyle tazminata hükmolunur
Manevî Tazminat
1. Manevî tazminat, zarar görenin, kişilik varlık ve değerlerinde zarar verici olay
nedeniyle meydana gelen acı, ızdırap, elem duygularını giderme, eksiklik duygusunu ortadan kaldırma amacı güden tazminattır
2. Ölüm halinde, manevî tazminat isteme hakkı ölenin yakınlarına tanınmaktadır
3. Bedensel bütünlüğün ihlâli halinde, zarar gören manevî tazminat isteme hakkı sahibidir
4. Manevî tazminat talebi, maddî tazminattan farklı olarak, kökeni itibariyle malvarlıksal bir değer
olmadığı için talep hakkı sahibi tarafından ileri sürülmedikçe mirasçılara geçmez; zarar veren
tarafından kabul edilmedikçe üçüncü kişilere devredilemez
Sebeplerin Çokluğu ve Zarar Verenlerin Çokluğu
1. Bir olayda zarar görenin tazminat talebini birden fazla farklı sebebe dayandırması olanağı varsa, o sebebi dayanak göstererek talepte bulunabilecektir. Ancak en haklı sebebi seçmelidir
2. Haksız fiilden dolayı zarar görene karşı birden çok kişinin sorumlu tutulması mümkündür.
3. Yeni kanun ayı sebepten ya da farklı sebepten dolayı sorumlu ayrımı kaldırılmıştır.Degiş meden kalan şey ise alacaklının alacağını herhangi bir sorumludan tam ya da kısmen isteme olanağıdır.
Haksız fiilden dogan zaman aşımı; uzunlukları açısından kısa ve uzun; sürelerin başlangıç tarihleri açısından öznel (sübjektif) ve nesnel (objektif) olmak üzere sınıflandırmak mümkündür.
Kısa zamanaşımı süresi, 2 yıl olarak öngörülmüştür .Süre,tazminatın ögrenilme tarihinden itibaren işlemeye başlamaktadır.
uzun zamanaşımı olarak 10 yıllık bir süre öngörmüş bulunmaktadırlar. Bu sürenin işleyişine başlaması için ise, nesnel bir tarih olan fiilin işlendiği tarih belirlenmiştir.
Daha uzun bir zaman dilimi belirlenmiş ise kanunda,o tarihe uyulur
SEBEPSİZ (HAKSIZ) ZENGİNLEŞME
1.Zenginleşme yasak değildir. Fakat, her zenginleşmenin haklı bir sebebe dayanması
şarttır. Bir kimsenin zenginleşmesi haklı bir sebebe dayanmıyor ve bu zenginleşme diğer bir kimsenin
aleyhine gerçekleşmiş ise, zenginleşmenin tasfiyesi gerekir.
2. Sebepsiz zenginleşmeye dayanan borç ilişkisinin de üç öğesi vardır. Zenginleşen denen borçlusu,
haklı bir sebep olmaksızın malvarlığı artan kişidir.
Koşulları
Haksız bir şekilde bir tarafın mal varlıgnda artış zenginleşme olurken diger kişinin mal varıgında azalma yoksullaşma olmalıdır
Bir tarafın malvarlığındaki zenginleşme, diğer tarafın malvarlığının aleyhine olarak gerçekleşmelidir
Bir kişinin malvarlığında meydana gelen çoğalma ile diğer bir kişinin malvarlığındaki azalma arasında bir illiyet (nedensellik) bağının, yani sebep sonuç ilişkisinin bulunması gerekmektedir
Sebebsiz zenginleşmeden dogan haklar
1.Geri verme hakkı;Sebepsiz zenginleşmeden zenginleşen için doğan borç, geri verme (iade) borcudur .Sebepsiz zenginleşmede geri verme, yoksullaşan tarafın zenginleşen tarafa açacağı dava ile sağlanır. Bu davaya “sebepsiz zenginleşme davası” ya da “iade davası (istirdat davası)” denir.
2.Giderleri yani masrafları isteme hakkı; Sebepsiz zenginleşen taraf, sebepsiz olarak malvarlığına katılmış bulunan şey için bir takım giderler yapmış olabilir.Borçlar Kanunu bu kişiye yapmış olduğu giderleri isteme hakkını tanımaktadır. Giderlerin tazmini istemi bağımsız bir alacak hakkı değil fer’i (bağımlı) bir haktır.(varsa vardır yoksa yoktur!anahtar kelimesi ,feri bagımlı hak olması anlaşılır)
İyiniyetli yararlı giderlerin hepsinin ödenmesini isteyebilir.Lüks giderleri isteme hakkı yoktur. Ancak bunu eşyaya zarar vermeden söküp alabilir. Bununla birlikte, yoksullaşmış olan kişi sökülmek istenen eklemelerin bedelini ödeyeceğini bildirerek sökülüp alınmasını önleyebilir.
Kötü niyetli iade borçlusu, mala yapılan zorunlu harcamaların ödenmesini isteme hakkına sahiptir.
Yararlı masraflarını ise, iade anında mevcut fazlalık oranında isteyebilir.
3.Zaman aşımı ve dami defi hakkı; Sebepsiz zenginleşmeden doğan taleplerin zamanaşımı hakkında tıpkı haksız fiillerde olduğu gibi kısa ve uzun olmak üzere iki süre öngörülmüştür. (2) ve (10) yıllık süreler öngörülmüş bulunmaktadır.
Kısa süre, yoksullaşanın malvarlığındaki yoksullaşmayı yada zenginleşen kişiyi öğrenme tarihinden itibaren işlemeye başlarken,(10) yıllık uzun zamanaşımı süresi ise, sebepsiz zenginleşmenin gerçekleştiği andan itibaren işlemeye başlar.
Daimi def’i;Sebepsiz zenginleşme yoksullaşan aleyhine bir borç doğmasına sebep olmuşsa, o, zamanaşımı geçse bile bu borcu ödemeden kaçınabilmesidir.
Ali, Mert’den bir senet almış.Bir süre sora şeklen sakatlık durumu ile anlaşma iptal edilmiş ancak Ali senedi mert’e iade etmemiş ve bundan kazanç saglamıştır.Bu durumda olşan hak daii def’i dir.
İfa;borcun sona ermesini sağlar.
Doğru ifa, doğru konuda, doğru yerde ve zamanda ve alacaklıya ifa ederek borcu kapatma, sona erdirmedir.
İfa, ispatlanması gereken bir olgudur. Senede bağlı borçlarda, senedin yok edilmesi ya da borçluya
geri verilmesinin istenmesi; senet alacaklı tarafından verilmiyorsa, borçlunun, senedin iptal edildiğini
ve borcun sona ermiş olduğunu gösterir resmen düzenlenmiş ve usulünce onaylanmış bir belge
verilmesini istemesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Borçlunun Temerrüdü
1. Borçlunun temerrüdü, borçlunun zaman itibariyle doğru ifa gereğine uymamasıdır. Borçlunun
temerrüdünün koşulları,
a. muaccel (vadesi gelmiş ve istenebilir) bir borç,
b. ifası mümkün bir borç,
c. alacaklı temerrüdünün olmaması
d. İfa için ihtarda bulunulmasıdır. Borçlunun kusuru, temerrüde düşmesi için şart değildir.
İhtar, hukuksal işlem benzeri, tek taraflı varması gereken bir irade açıklamasıdır. Herhangi bir
şekle tâbi değildir. Fakat, tacirler arasında noterden veya taahhütlü mektupla, telgrafla ya da
güvenli elektronik imza kullanılarak kayıtlı elektronik posta sistemi ile yollanmadıkça ihtarın
hüküm doğurmayacağı kabul edilmektedirİhtar, hukuksal işlem benzeri, tek taraflı varması gereken bir irade açıklamasıdır.
Borçlu temerrüdünde alacaklının genel olarak şu hakları bulunmaktadır:
a. Aynen ifayı ve gecikme tazminatını isteme,
b. İfadan vazgeçip müspet zararının tazmini isteme,
Para borçlarında, alacaklı, aynen ifayı, işlemiş faizleri ve gecikme faizini isteyebilir;
Para borçlarının ifasında kural olan, ülke parası ile ifadır. Yabancı para borçlanılmışsa, aynen
veya benzeri bir ifade yer almadıkça, temerrüde düşmemiş borçlu borcu ödeme günündeki rayiç
(kur) üzerinden ülke parasıyla da ödeyebilir.
Para borcunu kararlaştırılan zamanda (vadesinde) ifa etmeyen borçlu temerrüt faizi ödemekle
yükümlü tutulur. Temerrüt faizi, sözleşmeyle kararlaştırılmışsa, bu oran; yoksa, yasada
öngörülen orandır
Bir miktar paradan yoksun kalmanın karşılığı olan faiz, miktar, zaman ve oran unsurları
katılarak hesaplanan rakamsal bir büyüklüktür
faizinin, yasayla öngörülen yıllık oranın % 100’ünü aşamayacağı hükme bağlanmaktadır .Bunun için borçlunun temerrüde düşmesi gerekir; fakat borçlunun kusuru aranmaz. İstisnalar bir yana, esas olarak temerrüt faizine temerrüt faizi işletilemez. Cari hesap ve ticarî ödünç istisnalarıdır.
Munzam (ek) zarar, alacaklının temerrüt faizi ile karşılanamayan zararıdır. Temerrüt olmasaydı
alacaklının malvarlığının alacağı durum ile temerrüt sonucu beliren durum arasında, temerrüt
faizi ile karşılanamayan olumsuz farktır.
Alacaklı bu seçimlik haklardan yararlanabilmek için borçluya uygun bir süre (mehil) vermiş
olmalıdır. Mehil, borçluya tanınan ek süredir.
Zaman Bakımından Doğru İfa
Borcun muaccel olduğu zamanda ifası demektir. Ana kural gereği, tersi kararlaştırılmamışsa, borç doğduğunda (derhal) ifa edilmelidir
Taraflarca borcun doğumundan bir süre sonra ifası (ecel) kararlaştırılabilir. Buna müeccel borç
denmektedir. Bu durumda, ifa tarihi, yaygın olarak “vade” diye adlandırılır.
Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde, her iki taraf da borçlu ve alacaklıdır. Satım, kira, hizmet
Kişi Bakımından Doğru İfa
Borçlu borcu bizzat ifa edecektir, fakat borcun bizzat borçlu tarafından ifa edilmesinde alacaklının
menfaati bulunmadıkça bu uyulması zorunlu bir kural değildir.
__Borcu üçüncü kişinin ifa etmesi de mümkündür. Alacaklı, doğru ifa teklifiyle karşısına çıkan
üçüncü kişinin bu teklifini reddedemez. Bu olasılıkta da, doğru ifa ile borçlu borçtan kurtulur.
Borçlunun, üçüncü kişinin borcu ifasına izin verip vermemesi, bundan haberdar olup olmaması
bu sonucu değiştirmez. Yalnız üçüncü kişi, borçlunun iradesi dahilinde ifada bulunurken 115
alacaklıya zarar vermiş ise, bundan borçlu sorumlu tutulur.
__üç tür halefiyet halinden söz etmektedir:
(1) Borçlu tarafından alacaklıya üçüncü kişinin ifası ile halefiyetin gerçekleşeceği ifadan önce bildirilmişse,
(2) rehinli malda aynî hakkı bulunan kişi o malı rehinden kurtarmak amacıyla borcu ifa etmişse ve
(3) Kanunen öngörülen (müteselsil borç ya da kefalet gibi) diğer hallerde.
Bunun iki koşulu vardır:
(1) İfanın gereği gibi önerilmiş olması, (2) haklı neden olmadan ifayı kabulden kaçınma
Edim bir şeyin teslimine ilişkinse, borçlu, borçlanılan şeyi ifa yerindeki yargıca belirleteceği bir yere tevdi ederek sorumluluktan kurtulur.
Edim bir şeyin teslimine ilişkin değilse, borçlu, dönme hakkını kullanabilir. Dönmede, borçlunun temerrüdü hükümleri uygulanır.
*Borçluya yüklenebilen ifa engellerinin sonuçta varacağı nokta borca aykırılıktır
*Edimin ifası, borçlunun kusuruyla imkânsızlaşmış olabilmektedir. İmkânsızlığın objektif ya da
sübjektif olması bu bakımdan fark etmez. Örneğin, yatırımcının hisse senetlerini belirli bir fiyatla alsat emrine (talimatına) derhal uyulmadığı için, artık emrin bu fiyatla yerine getirilmesi olanaksız hale
gelmiştir.
Borçlunun Temerrüdü
1. Borçlunun temerrüdü, borçlunun zaman itibariyle doğru ifa gereğine uymamasıdır. Borçlunun
temerrüdünün koşulları,
a. muaccel (vadesi gelmiş ve istenebilir) bir borç,
b. ifası mümkün bir borç,
c. alacaklı temerrüdünün olmaması
d. İfa için ihtarda bulunulmasıdır.
Borçlunun kusuru, temerrüde düşmesi için şart değildir
*İhtar, hukuksal işlem benzeri, tek taraflı varması gereken bir irade açıklamasıdır. Herhangi bir
şekle tâbi değildir
*Taraflar, borcun ifa edileceği günü açıkça belirlemişlerse, ifa gününün belirlenmesi taraflardan
birine bırakılmış ve yetkili taraf böyle bir belirlemede bulunmuşsa, dürüstlük kuralına göre ihtar
yararsız kabul edilebilirse ihtara gerek yoktur.
__Borçlu temerrüdünde alacaklının genel olarak şu hakları bulunmaktadır:
a. Aynen ifayı ve gecikme tazminatını isteme,
b. İfadan vazgeçip müspet zararının tazmini isteme,
**Para borçlarının ifasında kural olan, ülke parası ile ifadır. Yabancı para borçlanılmışsa, aynen
veya benzeri bir ifade yer almadıkça, temerrüde düşmemiş borçlu borcu ödeme günündeki rayiç
(kur) üzerinden ülke parasıyla da ödeyebilir
**Bir miktar paradan yoksun kalmanın karşılığı olan faiz, miktar, zaman ve oran unsurları
katılarak hesaplanan rakamsal bir büyüklüktür.
**Para borcunu kararlaştırılan zamanda (vadesinde) ifa etmeyen borçlu temerrüt faizi ödemekle
yükümlü tutulur
Müspet zarar, alacaklının (zarar görenin) malvarlığının borç ifa edilmiş olsaydı bulunacağı
durumu ile ifa edilmemesi nedeniyle (halen) bulunduğu durumu arasındaki farktır
Menfî zarar, genel olarak, sözleşmenin geçerli olarak kurulduğuna duyulan güvenin boşa
çıkmasından dolayı ortaya çıkan zarardır (güven zararı)
TARAFLARDA ÇOKLUK
1.Alacaklı ya da borçlu tarafın bir ya da birden fazla kişiden oluşması mümkündür. Bu gibi durumlarda,
birlikte alacaklılık ya da borçluluktan söz edilmektedir.
2. Kural olan paylı borçluluktur. Yani, açık bir anlaşma yok ve borcun niteliği de engellemiyorsa birden
çok borçlunun her biri borçtan kendisine düşen payı ifa etmekle borçtan kurtulur.
3. Bölünemez borç, yasaya veya tarafların iradelerine göre ya da niteliği gereği kısımlara ayrılarak ifası
mümkün olmayan borcu ifade eder
4.a.Borç bu nitelikte ve borçlu sayısı birden çok ise, borçlulardan her biri borcun tamamından
Sorumludur
b. Paylı borçluluk kuralının istisnası olan müteselsil borçluluk ise, bir ve aynı borçtan dolayı birden fazla borçlunun bulunduğu, alacaklının bu borçlulardan dilediğince seçtiği birinden alacağın tamamen ya da kısmen ifasını isteyebileceği birlikte borçluluk ilişkisidir.
Ceza koşulu üçlü bir ayırıma tâbi tutulmaktadır.
c. Sözleşmenin hiç ya da gereği gibi ifa edilmemesi halinde ya borcun ifası ya da borcun ifası
yerine ceza koşulu ödenmesi kararlaştırılmış ise, seçimlik ceza koşulu söz konusu olur. Yasal
karine gereği belirli vadeli borçlar dışındaki diğer borçlarda ceza koşulu, seçimlik ceza
koşuludur
BORCUN NAKLİ
Borcun borçlu tarafının yerine üçüncü bir kişinin geçmesine borcun üstlenilmesi denmektedir.
-Alacaklı, asıl borçla birlikte üstlenenin borçları haline gelmiş olan faiz, ceza koşulu gibi fer’i
hakları da yeni borçluya karşı ileri sürebilir.
– Borcun güvencesi olan kefalet veya rehin, güvence verenler borcun üstlenilmesine yazılı olarak
rıza vermişse, yeni borçlunun dönemi için de güvence niteliklerini korurlar
-Üstlenen, eski borçlunun da sahip olduğu üstlenilen borçla ilgili olan def’i ve itirazları ileri
Sürebilir
**Sona erdirme (ikale) sözleşmesi, dönme, fesih gibi borç ilişkilerini sona erdirme olanaklarından; ifa,
ibra, yenileme, takas, alacaklı ve borçlu sıfatlarının birleşmesi, kusursuz ifa imkânsızlığı gibi borcu
sona erdiren sebeplerden söz edilebilir
Asıl borç sona erince ona bağlı olan faiz, kefalet, rehin, ceza koşulu gibi fer’i hak ve borçlar da
kendiliğinden sona erer
–taşınmaz rehni, rehinli alacaklı istemde bulunmadıkça tapu sicilinden silinemez; o silinmedikçe de son bulmuş olmaz
-Yalnız fer’i borç asıl borçtan bağımsızlaşırsa, kendi yazgısına ilişkin kurallara tâbi olur.
Örneğin, ödünç verilen anaparanın işlemiş faizi ya da ifaya eklenen ceza koşulu, asıl borç ifa
edilirken saklı tutulmuşsa, sonradan bağımsız olarak istenebilir
-Bazen fer’i borçlar ortadan kalktığı halde asıl borç sona ermez. Örneğin faizli ödünç (karz)
sözleşmesinde, anapara alacağı 10 yılda zamanaşımına uğrarken, faiz borcu beş yılda
zamanaşımına uğrar
Kusursuz ifa ikansızlıgı
*Sözleşmenin ifasından önce borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle borcun ifasının
imkânsızlaşması, diğer bir sona erme sebebi oluşturmaktadır
*Tam iki tarafa borç yükleyen sözleşmelerde borçlu kusursuz ifa imkânsızlığına düştüğünde, karşı
edimin yerine getirilmesini isteyemez
*Kusursuz kısmî ifa imkânsızlığı halinde eğer alacaklı kısmî ifayı kabul ederse, sadece imkânsız olan
kısım için tazminata hükmolunması ya da diğer tarafa da, karşı ediminin orantılı olarak indirilmesini
isteme hakkı verilmesi ile sözleşme ayakta tutulmaktadır

TAKAS- Ödeşme
Birbirine karşılıklı ve aynı cinsten muaccel borçları bulunan iki kişiden birinin diğerine tek taraflı
irade açıklamasıyla, borçların az olan tutarında sona erdirilmesine denilir
*Takas için borcun muaccel olması ve tek taraflı açıklaman bulunması gerkir.
*taraflar birbirinden karşılıklı olarak alacaklı olmalıdırlar. Karşılıklılıkla, tam iki tarafa borç doğuran bir sözleşmede tarafların birbirinden istemeye hak sahibi olduğu aslî edim yükümlülüklerinin kastedilmediği açıktır
*Mahsup, bir alacağın tam tutarını belirlemek için bu alacak uğruna yapılan masrafların alacaktan
indirilmesi işlemidir. Basit bir hesap işlemidir.
*Ayrıca edimlerin her ikisinin de muaccel olmasışarttır. Bunlardan biri ya da her ikisi de muaccel
olmazsa, kural olarak takas mümkün olmaz.
*Nihayet, tek taraflı varması gereken bir hukuksal işlemle takas açıklaması yapılmış olmalıdır
Bir borcun muaccel olduğu tarihten itibaren yasada öngörülen belirli bir sürenin geçmesiyle alacaklının alacağı talep, dava ve icra yoluyla takip hakkını sürekli olarak engelleyen savunmaya zamanaşımı denilmektedir.
__Yasada farklı bir zamanaşımı süresi öngören hüküm bulunmadıkça her alacak (10) yıllık
zamanaşımı süresine tâbidir (TBK 146). Yasada farklı süreler de vardır. (5) yıllık süre öngörülmüş olan haller bulunmaktadır.
Kira
paraları, anapara faizleri ve ücret gibi dönemsel edimler; (2) otel, motel, pansiyon ve tatil
köyü gibi yerlerdeki konaklama bedelleri ile lokanta ve benzeri yerlerdeki yeme içme
bedelleri, (3) küçük sanat işlerinden ve küçük çapta perakende satışlardan doğan alacaklar,
(4) bir ortaklıkta, ortaklık sözleşmesinden doğan ve ortakların birbirleri veya kendileri ile
ortaklık arasındaki; bir ortaklığın müdürleri, temsilcileri, denetçileri ile ortaklık veya
ortaklar arasındaki alacaklar (5) vekâlet, komisyon ve acentalık sözleşmelerinden, ticari
simsarlık ücreti alacağı dışında, simsarlık sözleşmesinden doğan alacakla

Zamanaşımı alacak hakkını değil, sadece talep ve dava yetkilerini ortadan kaldırdığından alacak devam eder
Zamanaşımı def’inden önceden feragat kesin hükümsüzdür
Borçlu zamanaşımı def’ini kullanmış olmasına rağmen, yine de borcu ifa etmişse, bu, borcun ifasıdır
Bu anlatılanlara göre, zamanaşımına uğramış borç bakımından şu denilebilir: Bu anda, alacaklı
muacceliyet anında kazandığı ifayı isteme (talep) yetkisini yitirirken, borçlu muacceliyet anında
doğan ifa yükümlülüğünden kurtulur
Borç bir senetle ikrar edilmiş veya bir mahkeme ya da hakem kararına bağlanmış ise, yeni süre her
zaman on (10) yıldır
Ek Süre: Davayı yetkili ya da görevli bir mahkemede açmamış olma ya da düzeltilebilir bir yanlışlık
yapılmış olması ya da vaktinden önce açılmış olduğu için reddedildiğinde, bu arada zamanaşımı
dolmuş ise, alacaklıya (60) gün içerisinde haklarını kullanma olanağı tanınmaktadır

Sosyal Medyada Paylaşın:
İlginizi Çekebilir

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

  • YORUM




Eğitim ve Ögretim Eğitim ve Ögretim